Metal, rock müziğin daha sert ve agresif olan türüdür. Distorsiyon (Distortion) gitarlar, brutal ve çığlık vokaller (scream), hızlı ritimler içerir. Bunun yanısıra içerisinde bir çok türe ayrılan Metal Müzik, bu tarzın dinleyicileri için her tür soundu içinde barındırır. Bilinen en ünlü Metal grupları içerisinde Black Sabbath, At Vance, Stratovarius, Therion, Destruction, Iron Maiden, Helloween, Judas Priest, Manowar, Megadeth, Metallica, Annihilator, Blind Guardian, Death, In Flames, Lamb Of God, Pantera, Slayer, Children of Bodom ve AC/DC gibi gruplar örnek gösterilebilir. Thrash Metal / Speed Metal, Death Metal, Black Metal, Gothic Metal, Doom Metal, Heavy Metal, Melodic Death Metal, Dark Metal, Oriental Metal gibi bölümlere ayrılır.
MatRock
•Eylül 14, 2008 • Yorum YapınHerkes bu matrock, geyik bir rock sitesimi olacak vs. gibi sorular sormaya başladı. Bu yüzden bu konuyu açmaya karar verdim.
Matrock derken biz matrak ve rockın karışımı gibi bir şeyi amaçlamadık. ‘Mat’ ı biz koyu, loş, karanlık veya parlak olmayan vs. gibi anlamlarda düşünülür amacıyla koyduk ve matrock doğdu. Yani karanlık rock, loş rock, koyu rock vs. anlamlarında….
Burası bir geyik sitesi değil bir rock-metal platformudur (:
Saygılar….
Sıcak Saklayın Gecelerimi
•Temmuz 17, 2008 • Yorum Yapıngeçici ayrılık benimkisi
ilkyaz çiçeğine gebeyim
ağıtlar yakmayın adıma
ben ölmedim ölmeyeceğim
sıcak saklayın gecelerimi
karlar altından çıkıp geleceğim
düşlerinizin ateşinden
ılık bir rüzgar gibi eseceğim
demlice bir çay koyun üstüne
aç çocuk gibi besleyin sobayı
nasıl tütüyorsanız gözlerimde
öylece tütsün buharı
uzunca serin yatağımı
boyunca uzansın ayağım
el aman deyince gece
usulca kıvrılır yatarım
can canım canlarım
hazır mı koynunuzdaki yerim
gün olur gecikmiş çocuk gibi
bağıra çağıra gelirim
Aralık 1982
Marduk
•Temmuz 7, 2008 • Yorum YapınMarduk, grubun şu anki gitaristi Morgan Hakansson tarafından 1990 yılında İsveç’te kuruldu. Bu arada Morgan, gruba sümer mitolojisindeki günah tanrısı anlamına gelen “Marduk” ismini de koyan kişiydi. Bassta B-War, Davul ve Vokal’de Joakim af Gravf, ikinci gitarda Dave Andersson ve klavyede Emil Dragutinovic ile karanlık savaş başlamış oldu.
Marduk ilk olarak 1991 yılında “F… me Jesus” adlı demosunu çıkardı. Bu kayıt, grup için iyi bir başlangıç oldu ve tüm kopyalar kısa zamanda satıldı. Çalışma; “F… me Jesus”, “Departure From The Mortal”, “The Black”, “Within the Abyss” ve “Shut Up and Suffer” isimli parçaları içeriyordu.
1992 yılında Marduk büyük bir atılım yaparak “Darkendless” albümünü piyasaya sürdü. Grup, artık Black Metal piyasasında pastanın en büyük dilimlerinden birini alacağının sinyallerini vermeye başlamıştı. Demoda bulunan “The Black” ve “Within the Abyss” parçalarının da yer aldığı bu albümü 1993’te “Those Of The Unlight” adlı yeni bir çalışma izledi. “Wolves”, “On Darkened Wings” gibi kitle tarafından dinlenmesinden bıkılmayan yapıtların yer aldığı albüm büyük beğeni toplamıştı. “Those Of The Unlight”ta ayrıca; “Darkness Breeds Immortality”, albümle aynı adı taşıyan “Those of the Unlight”, “Burn My Coffin”, “A Sculpture of The Night”, “Echoes Fform The Past” ve “Stone Stands It’s Silent Vigil” şarkıları da bulunuyordu.
1994 yılında bir albüm daha piyasaya sürüldü. “Opus Nocturne” adını taşıyan bu albüm ile turnelere çıkıldı, konserler verildi. Marduk, black metal camiasında tanınan en büyük gruplardan biri durumuna gelmişti. Daha sonra 1996 yılında “Glorification” ve “Heaven Shall Burn When We Are Gathered” adlı iki kayıt daha dinleyenlere sunuldu. İkinci çalışma, cover özelliği taşıyordu. “Glorification of The Black God” ile başlayan albüm, Alman thrash metal grubu Destruction’ın ünlü parçası “Total Disaster” ile sürüyor, Piledriver düzenlemesi olan “Sex with Satan” ile dinleyiciyi kendinden geçiriyordu. Bu albümlerle Marduk underground piyasasında değeri tartışılamayacak gruplardan biri olmuştu.
Grup bir süre sonra kadrosunu yeniledi. Tüm gitarları Morgan üstlenirken, davul vokal yapan Joakim af Gravf gruptan ayrıldı. Yerine, Marduk’un yoluna güçlenerek devam etmesini sağlayacak olan bir ikili dahil oldu. Davula Fredrik Andersson (Drums of Doom), vokale ise Legion (Mouth of Satan) geldi. Bu kadro Marduk’a çok fazla şey kattı. Eski tarzlarını aşarak daha çok sevilmeye başladılar.
1997’de grup, Avrupa turnelerinden Almanya konserini albüm yaptı. “Live in Germania”, son derece iyi düzenlenmişti ve gördüğü büyük ilgi, özenli bir çalışmanın karşılığı niteliğindeydi. 1998 yılına gelindiğinde, Marduk, başarısını bir kez daha kesin olarak ispatladığı “Nightwing” ve “Here Is No Peace” çalışmalarıyla dinleyenlerinin karşısındaydı.
Daha sonra 1999 da “Obedience” ve “Panzer Divison Marduk” piyasaya sürüldü. Aynı yıl “La Grande Danse Macabre” adında bir de EP çalışması dinleyicilere sunuldu. EP’nin içinde “Obedience”,” Funeral Bitch” ve “Into Crypts of Rays” isimli şarkılar bulunuyordu. 2000 yılında Marduk, Abyss Stüdyolarında eski tarzından biraz uzak ama yine de kalitesine yakışır bir albüm kaydetti. “La Grande Danse Macabre” isimli bu çalışmayı 2003 yılında çıkarılan “World Funeral” albümü izledi.
Sepultura
•Haziran 28, 2008 • Yorum YapınBrezilyalı bir topluluk Sepultura… Ve tüm dünyaya uzanmış, ismini gittiği, gitmediği her yerde duyurmuş, köklü bir topluluk… Sepultura, Portekizcede mezar anlamına geliyor, ölüm ve yokoluş gibi konularla uğraşan bir müzik türünün temsilcileri için ipucu niteliğinde bir isim bu… İnce düşünülmüş, tıpkı Slayer ya da Venom gibi.
1984’te Belo Horizonte’de Igor – Max Cavalera kardeşlerce kuruldu. Paulo Jnr. ve üç yıl sonra yerini Andreas Kisser’e devredecek Jairo T. de Cavalera kardeşlere eşlik ediyordu. 1985’te yine bir Brezilyalı topluluk Overdose ile birlikte ilk albüm kaydını yapan Sepultura, “Bestial Devastation” isimli, kaliteden yoksun ve dar bir alanda yayılabilen bu çalışmayla dikkatleri üzerine çekemedi. “Morbid Visions”, ilk solo denemeleri ertesi sene geldi, “Schizophrenia” ise bir yıl daha bekledi… İkisinde de müzik, dinleyene hız, hırs ve sinirlilik hissettiriyordu. Bunların kökeni ise topluluk üyelerinin daha önceki yaşantılar ve yaşadıkları yerdeki sosyal sıkıntı ve zayıflıklar idi.
Onları farkedip bağrına basan isim ise Monte Conner oldu, 1989’da yapımcı Scott Burns ile Rio’da kaydedilen “Beneath The Remains” ile ülke dışına da adımlarını atmış oldular. Sacred Reich topluluğunun danışmanı Gloria Bujnowski ile 1990’da çaldıkları Dynamo Şenliklerinin düzenlendiği Hollanda’da tanıştılar. Bu tanışma onlar için çok önemliydi, ilişkileri sonucu “Schizophrenia” yeniden raflardaki yerini aldı.
Avrupa ve Amerika’daki başarılara rağmen Sepultura kendi yurdu Brezilya’yı terketmedi. Yine 1990’da Rio’da Rock Şenliklerinde sahne aldılar. 1991’deki “Arise” plak şirketlerinin kısa tarihindeki en yüksek satış rakamlarına ulaştı. Chaos A.D. çalışmaları, topluluğun kendi müziğine olan yaklaşımının değiştiğini ortaya koyuyordu; sanki punkseverlere de bir kapı açılıyordu. Bu tutum özellikle New Model Army’nin parçası “The Hunt”ın yeniden yorumunda öne çıkıyordu.
1994’te Cavalera ikinci işinin, Alex Newport ile Nailbomb adı altında yaptığı kayıt çalışmalarının sonuncunda Point Blank CD’yi yayıma hazırladı. Roots, bir doruk olarak görülüyordu. Onları, aynı yolları dolanıp durmaktan kurtarıp, yaratmaya yönlendiren bir albüm… Brezilya ezgileri de elden geçirilmişti, “Ratamahatta” ve kabilesel “Itsari”de olduğu gibi. Cavalera, 1998’de kendi ismini taşıyan ilk albümü çıkaracak “Soulfly”ı kurmak niyetiyle topluluktan ayrıldığında, tam da 1996’da, zirvede hissettikleri ve hissedildikleri o zamanda, Sepultura’da etkisi uzun sürecek bir soğuk duşa neden oldu.
Amerikalı Derrick Green onun yerine geldiğinde işler biraz daha yoluna girmş gibi gözüküyordu. 1998’in Against albümünde hemen ilk rolünü oynadı. Anayurtları Brezilya’ya dönen topluluk “Nation” çalışmasıyla yeniden yükselişe geçti.
Amon Amarth
•Haziran 28, 2008 • Yorum YapınKökleri Viking mitolojisine ve Deathmetal e sımsıkı bağlanmış olan AMON AMARTH 1992 yılında Stockholm`un güneyinde Tumba (Isveç) adındaki küçük bir yörede ortaya çıktı.İsmini Tolkien`in Orta Dünyasında, Mordor daki dağdan (Amon Amarth) alan grup kurulduğu tarihten itibaren birçok melodi ve armoni içeren; Vikingleri ve Kuzey tanrılarını anlatan parçalar yazmaya başladı.AMON AMARTH ı diğer Deathmetal gruplarında ayıran ve bugün bulunduğu yere getiren en büyük farklılık ta buydu…
Vokalist Johan Hegg niçin bu konuyu işlediğini; “Viking teması ve Iskandinav mitolojisi benim için daha çok bir hayat felsefesi haline geldi.” şeklinde açıklıyor. Grup kurulurken elemanlar kendi aralarında kendi müziklerini yapmak,eğlenmek için bir araya geldi hatta yapılan açıklamalara göre grup kurulduğunda büyük hedefleri yoktu ve Isveç piyasasından çok küçük bir pay almayı ve ülke gençleri tarafından tanınmayı bile kendileri için yeterli görüyordu.
Grup 1993 yazında Lagret Studios`a girdi ve grubun hiçbir zaman yayınlanmayan demosu “Thor Arise” ı kaydetti.Grup bu kayıdı yeterince güçlü görmüyordu ve dünyada bu şekilde tanınmak istemiyordu.
Demo`nun tracklisti;
1. Risen From The Sea
2. Atrocious Humanity
3. Army Of Darkness
4. Thor Arise
5. Sabbath Bloody Sabbath (Black Sabbath cover)
şeklindeydi ve şu anda hit olmuş birçok parçayı içeriyordu.Grup daha sağlam birşeyler ortaya çıkarmak için yeni prova ve çalışmalara başladı ve tekrar stüdyoya girdi.Sonuç olarak ortaya ikinci demo “The Arrival Of The Fimbul Winter” çıktı. Bu demo birinci demoya göre gerek yakaladıkları sound gerek müzikalite bakımından daha tatmin ediciydi ve grup bu demoyu underground piyasaya sürmek için arayışlara başladı.Alınan cevap mükemmeldi.Grubun bu demosunu satmak ve haklarını güvence altına almak için Pulverised Records (Singapur) grupla bağlantı kurdu.
Grup 1995 yılının Kasım ayında 5 günlüğüne Peter Tägtgren (Hypocrisy) e ait olan The Abyss Studios`a girmeye karar verdi ve bu süre içinde “Sorrow Throughout The Nine Worlds” albümü kaydedildi.Bu albüm 3 yeni parça ve ikinci demodan tekrar kaydedilmiş 2 parça içeriyordu.Albüm, 1996 Nisan ında piyasaya sürüldü ve grubun dünya çapındaki kariyeri daha da sağlamlaştı.Albümün piyasaya çıkışından 2 ay sonra davulcu Nico gruptan ayrıldı ve yerine Martin Lopez gruba dahil edildi.Bu andan sonra Amon Amarth`a birçok plak şirketinden teklif geldi ve grup bunların içerisinden Metal Blade ile anlaşmayı tercih etti. 1997 yılının Mart ayında grup, Metal Blade deki ilk albümü “Once Sent From The Golden Hall” i Peter Tägtgren ile kaydetmek için tekrar The Abyss Studio`ya girdi.Kayıt sonuçları AMON AMARTH`ın Swedish Death Metal sahnesinin en hiddetli ve agresif gruplarından birisi olacağını daha o zaandan kanıtlıyordu.
“Once Sent From The Golden Hall” albümünün kaydından sonra gitarist Anders Hansson gruptan ayrıldı.Grup bir ay sonra Deicide, Six Feet Under ve Brutal Truth ile turneye çıkacağı için acele gitarist arayışına girdi ve Johan Söderberg gruba dahil oldu.Grup artık iyice sağlamlaşmıştı.Haziran 1998 de çıkılan turnede grup en üst düzeye ulaştı.Aynı yıl içinde davulcu Martin Lopez kariyerini OPETH de sürdürmek için gruptan ayrıldıve boşluğu Fredrik Andersson (ex-MARDUK) ile dolduruldu.Bu grubun son eleman değişikliği oldu ve 1999 yılının şubat-mart ayları boyunca tekrar The Abyss Studios a girerek “The Avenger” albümü kaydedildi. 7 parçalık albümün kayıtları esnasında herhangi bir prodüktörle çalışılmadı. Death ve Black metal tarzları; Viking etkileşimi ve brutal altyapı ile sağlamlaştırılarak harika bir albüm ortaya çıkarıldı.Grup albümün tanıtımı için Morbid Angel ın headliner olduğu birkaç festivale çıktı.
2000 Kasımında The Abyss Studios un kapanması söz konusu olunca grup yeni kayıt için aceleci davrandı.Çok kısa bir sürede “The Crusher” albümü oluşturuldu.”The Crusher” AMON AMARTH`ın şimdiye kadar kaydettiği en brutal albümdü.Bu albüm gruba daha çok turneye çıkabilmesi için fırsat verdi.Grup artık bir çok ülkeden festivallere çağırılıyordu ve grup headliner olduğu ilk festivale Danimarka ve Almanya`da; Purgatory ve Seirim gruplarıyla çıktı.Turne büyük bir başarıyla sonuçlandı ve AMON AMARTH bu turne sayesinde Almanya`da yeni binyılda (2001 Ocak) sahneye çıkan ilk metal grubu olarak kayıtlara geçti.AMON AMARTH bu konserden sonra MARDUK ve VADER gibi devlerle birlikte No Mercy Festivals e katıldı ve bu festivalden sonra Marduk`un 2001 deki Amerika turlarını desteklemeye karar verdi.Fakat sponsorlar bulunamadığı için tur Ocak 2002 ye ertelendi.Grup 2002 yi beklemedi ve kendilerinin ilk Amerikan turnesine Diabolic (Tampa, Florida) in desteğiyle çıktı.Turne harika bir şekilde devam ediyordu fakat kordinatörler turneyi bir hafta gibi kısa bir sürede durdurdu ve AMON AMARTH Isveç`e geri döndü.Grup, Isveçli Death/Gore efendisi VOMITORY`ye Avrupa turu teklifinde bulundu.Teklif kabul edildi ve AMON AMARTH tekrar yollara düştü.Tur sırasında yeni albüm için birşeyler hazırlanmaya devam edildi.
Ağustos 2002 de grup 2. kez WACKEN OPEN AIR`e çıktı ve şov yaklaşık olarak 12.000 kişi tarafından izlendi ve yapılan röportajlarda herkes konserden son derece memnun olduğunu açıkladı. Grup WACKEN`dan çıkar çıkmaz “Versus the World” ü kaydetmek için 7 Ağustos`ta kendini stüdyoya attı.Uzun zamandan beri Peter Tägtgren stüdyosunu kendisine ayırdığı ve başka grupların kayıt işleriyle uğraşmadığı için grup, Malmö`deki Berno Studio`da çalışmaya başladı ve bu harika bir seçimdi.Stüdyonun Isveç metal sahnesinde mükkemmel bir ünü vardı.AMON AMARTH Berno (mühendis ve stüdyo sahibi) veya Henrik (mühendis) ile çalışırken hiç bir zorluk çekmedi ve bu yeni stüdyo grubun müzikal yapısına yeni bir boyut kazandırdı.Kayıtlar sırasında grup ara verip Almanya`ya ve Summer Breeze festivaline geziler düzenledi ve buralarda mükemmel bir şekilde karşılandı.Yeni albüm 18 Kasım da piyasaya sürüldü.Albümün sınırlı sayıdaki “Viking” baskısı ise grubun hiç yayınlanmamış eski demolarını içeriyordu ve bu albüm grubun kariyerindeki kilometre taşlarından birisi oldu.Albümün tanıtımı için 3 Amerika ve 2 Avrupa turnesine çıkıldı.
AMON AMARTH`ın yeni albümü “Fate Of Norns” da bir önceki albüm gibi Bernö Studios da kaydedildi.Bu albüm ve diğerleri arasındaki fark sorulduğunda Mikkonen; “Biraz klasik kaçacak ama albümde yakalanan sound süper ve şarkılar diğerlerine göre çok daha güçlü.Johan Söderberg`in şarkı yazımına katkısı öncekilere göre çok daha fazla oldu ve bu da müziğe yeni bir tat ve bakış açısı kazandırdı.Stüdyoya girdiğimizde birçok şarkının yazımı henüz tamamlanmamıştı ve stüdyoya girince farklı birşeyler çıkarabilir miyiz diye merak ettik.Düşündüğümüz gibi oldu ve Bernö sayesinde müzik çok farklı bir noktaya geldi.Bu Prodüksiyonda diğer hiçbirisinde harcamadığımız kadar enerji harcadık.” şeklinde açıklıyor.”
Arch Enemy
•Haziran 28, 2008 • Yorum YapınAmacı thrash metal ile death metali karıştırıp “saf” bir sound yakalamak olan Arch Enemy 1995 senesinde kuruldu. 96’da “Black Earth” isimli çıkış albümlerini hazırlayarak kariyerine başlayan grup tüm Avrupa metal camiasının dikkatini çekti. Melodik ve progresif ritimler, çift gitar melodileri ve güçlü vokaliyle oluşturdukları sound eşsizdi. Wrong Again Records etiketiyle 1996 yılında çıkan bu albümden sonra artık herkes gruptan başka bir çalışma bekliyordu.
1997 yılında tekrar stüdyoya girdiler ve “Stigmata” albümlerini doldurdular. Albüm 1998’de Savage Messiah Music firması tarafından çıkarıldı. Daha olgunlaşan ama hala saf duran müziğiyle bu albüm de tüm metal sevenler tarafından tam not aldı. Kariyerini yükselten ve Century Media Records firmasıyla anlaşan grubun üçüncü albümü ise “Burning Bridges” oldu. Death, thrash ve progresif metalin bir karşımı olan albüm ayrıca dozajı dengeli bir şekilde melodikti. Albümde, grubun prodüktörlüğünü yapan Fredrik Nordström de klavyesiyle yer aldı. Per Wiberg de piyanosuyla albümde misafir sanatçı olarak bulundu.
Japonya’da oluşan hayran kitlesine konser vermek üzere 99’da bir turne düzenlediler. Bu konserin görüntüleriyle “Burning Japan” adında sadece Japonya’ya dağıtılan bir de live albümleri çıktı. Daha agresif bir sounda sahip olan dördüncü albümleri “Wages Of Sin” 2001 yılında metal dinleyicilerinin beğenisine sunuldu. Albüm Arch Enemy’nin şu ana dek yaptığı en sert ve en titiz hazırlanmış çalışmasıydı. Japon hayranları için albüm kısa bir süre sonra Japonya’da da piyasaya çıktı.
Century Media Records, Arch Enemy sevenleri için yine “Wages of Sin” adında 2 CD’lik bir albüm hazırladı. 2002 yılında çıkan albümde bonus parçalar ve video klipler de bulunuyordu. Bir sene sonraysa limitli sayıda üretilen ve her Arch Enemy hayranının arşivinde bulunması gereken “Anthems Of Rebellion” çıktı. Arch Enemy bu albümleriyle halen “saf metal” yapan ender teknik gruplar arasında bulunuyor. Hayran kitlesiyse her geçen gün artmaya devam ediyor.



Son Yorumlar